|

RASULULLAH'IN
HACCI
Müslim'in rivayet ettiğine göre: O dedi ki: Ebu Bekir bin Ebi
Şeybe ve İshak bin İbrahim'in beraberce, Hatem'den naklederek
bana anlattıklarına göre: Ebu Bekir şöyle demiştir: Hatem bin
İsmail el-Medeni'nin, Ca'fer bin Muhammed'den, onun da babasından
bana rivayet ettiğine göre, babası şöyle demiştir: "Cabir
b. Abdullah'ın yanında geldik, gelenlerin hepsini sordu. Bana
sorunca dedim ki: "Ben, Hüseyin (r.a.)'in oğlu Ali'nin oğlu
Muhammed'im." Bunun üzerine elini başıma değdirerek, evvela
üst düğmemi, sonra da alt düğmemi açtı. Avucunu göğsümün ortasına
koydu Ben o zaman genç bir çocuktum. (Bana): "Merhaba, hoş
geldin kardeşimin oğlu; dilediğini sor." dedi. Kendisi kör
idi. Namaz vakti gelmişti. Bir nesaceye (elbise) sarınarak ayağa
kalktı. Nesaceyi küçük olduğu için omuzlarına yerleştirdikçe iki
ucu geriye dönüyordu. Ridası da sol tarafında "mişceb"
dedikleri elbise askısında asılı idi. Bize imam olup, namaz kıldırdı.
Sonra: Bana "Rasulullah'ın haccını anlat", dedim Eli
ile dokuza kadar saydı ve dedi ki:
"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dokuz sene haccetmeden
durdu. Onuncu senede hacc edeceğini insanlara ilan ettirdi. Bir
çok halk Medine'ye gelmişti. Hepsi Rasulullah'ı örnek edinip,
onun yaptığı gibi yapmak istiyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem ile birlikte çıktık. Zülhuleyfe'ye gelince, Esma binti'
Umeys, Ebu Bekir'in oğlu Muhammed'i doğurdu. Bunun üzerine ne
yapacağını sormak üzere, birini Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem'in yanına gönderdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
de kendisine: "Yıkan ve bir bezle kanın akmasını önle ve
ihrama bürün." dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
Zülhuleyfe mescidinde ikindi namazını kıldı. Sonra "Kisva"
adındaki devesine bindi. Devesi kendisini Beyda denilen düzlüğe
çıkarınca, gözüm gördüğü kadar baktım. Önünde, sağında, solunda
ve arkasında gözün gördüğü kadar yaya ve binekli muazzam bir kalabalık
vardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e Kur'an nazil oluyor,
tevilini (manasını) de o biliyordu. O ne yaparsa biz de öyle yapıyorduk.
Bir de:
"Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, Lebbeyk, la şerike leke lebbeyke,
inne'l-hamde ve'n-nimete leke ve'l-mülk, la şerike lek."(İcabet
ve icabey yalnız sana. Hamd senin, nimet senin, mülk de senindir.
Senin asla ortağın yoktur.) diye tevhid ve telbiye'ye başladı.
İnsanlar da telbiye ettikleri şekilde telbiye ettiler. Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem onların telbiye şekline itirazda bulunmadı.
Kendi yaptığı şekilde telbiyeye devam etti."
Cabir (r.a.) şöyle devam etti: "Yalnız hacca niyet etmiştik.
Hacc günlerinde Umre'nin yapılacağını bilmiyorduk. Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Beyt-i Şerif'e gelince,
o Beyt'i öperek el sürdü. Üç defa remel yapıp (Acele yürümek),
dört defa da tabii yürüyüşle yürüdü. Sonra, Makam-ı İbrahim'e
gitti ve:
"İbrahim'in makamından bir namazgah edinin." (Bakara:
125) mealindeki ayeti okudu. Makam-ı ile Beyt-i Şerif arasında
yer aldı. İki rekat tavaf namazını kıldı. Namazda "Kul hüvel'lahü
ehad" ile "Kul ya eyyühe'l-kâfirune" surelerini
okuyordu. Sonra tekrar Beyt'e döndü ve onu öperek el sürdü. Sonra
Safa'ya gitmek üzere Harem-i Şerif'in kapısından çıktı. Safa'ya
yaklaşınca;
"Safa ile Merve, Allah'ın şiarlarındandır." (Bakara:
158) mealindeki ayeti okudu. "Allah'ın başladığından başlayın"
diyerek, Safa'dan sa'ye başladı ve hemen Safa'ya çıktı. Oradan
Beyt'i görünce kıbleye döndü, Allah'ın birliğini ve büyüklüğünü
ikrar ederek;
"Bir tek Allah'tan başka ilah yoktur. Şeriki de yoktur. Mülk
O'nundur, hamd de O'na aittir. O, her şeye daima kadirdir. Bir
tek Allah'tan başka ilah yoktur. O va'dini yerine getirdi, kuluna
yardım etti. Tek başına (Hendek harbinde) hizipleri bozguna uğrattı."
dedi.
"Sonra bu arada üç defa dua etti ve yukarıdaki söylediklerini
tekrarladı. Sonra Safa'dan inip, Merve'ye gitti. Ayakları vadinin
ortasında karar kılınca, oradan çıkıncaya kadar sa'y etti. Merve'ye
gelinceye kadar da yürüdü. Safada yaptığı gibi Merve'de de yaptı.
Ta ki yürüyüşü Merve'de sona erdi. Dedi ki: "Şu anda düşündüğüm
gibi düşünmüş olsaydım önce umre yapacaktım. Şu halde kurbanı
getirmemiş olanlar ihramdan çıksın ve haccını umre'ye çevirsin."
Bunun üzerine Süraka b. Malik kalktı ve: "Yalnız bu sene
mi hacc yerine umre yapılsın, yoksa daimi mi?" diye sordu.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem parmaklarını kenetledi
ve: "Umre iki defa hacca girdi: hayır. daimi, daimi."
diye cevap verdi.
"Ali (r.a.) Yemen'den Nebi aleyhisselam'ın develeri ile birlikte
gelmişti. Fatıma (r.a.)'yı ihramdan çıkmış olanlar arasında buldu.Üstünde,
ihramda yasak olan boyalı bir elbise vardı. Gözlerine de sürme
çekmişti. Ali (r.a.), onun bu durumunu beğenmedi. Fatıma (r.a.)
ise: "Babam böyle emretti" diye cevap verdi.
Ravi diyor ki: "Ali (r.a.) Irak'ta şöyle diyordu: "Bunun
üzerine, Fatıma'yı yaptığı bu işinden dolayı azarlamasını arzetmek
ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kendisine söylediklerini
Rasulullah'tan sormak üzere yanına gittim. Fatıma'ın durumunu
beğenmediğimi söyleyince, dedi ki: "Fatıma doğru söylemiş,
doğru söylemiş. Sen hacca niyet ettiğin zaman ne dedin?"
(Ali:) Dedim ki, "Ya Rabbi, Rasulunun niyet ettiği gibi niyet
ediyorum." dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Fakat benim kurbanlarım var. Şu halde ihramdan çıkma."
buyurdu."
Ravi devam ediyor: "Ali (r.a.)'ın Yemen'den getirdiği develerle
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in beraberinde getirdiği
kurban develerinin toplamı yüz deve idi."
Yine ravi devam etti: "İnsanların hepsi ihramdan çıkıp saçlarını
kestiler. Yalnız Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile kurbanlarını
beraberlerinde getirmiş olanlar ihramdan çıkmadılar. Tevriye günü
(Zilhicce'nin sekizinci günü) olunca Mina'ya yöneldiler ve hacc
için telbiye ettiler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mina'da
öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını kıldı. Güneş doğuncaya
kadar az bir müddet durdu ve Nemire denilen yerde kendisi için
kıldan bir çadırın (gölgeliğin) kurulmasını emretti. Kureyş, cahiliyye
zamanında, Kureyş'ın yaptığı gibi Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem'in Meş'ar-i Haram'da vakfe yapacağından şüphe etmiyordu.
Fakat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, burada durmadan
geçti. Arafat'a gelince Nemre de kendisi için emretmiş olduğu
gölgeliği kurulmuş olarak buldu. Oraya indi, güneş batmaya meyledince
Kavsa adındaki devesinin getirilmesini emretti. Hayvanı hazırladı.
Arefe vadisinin ortasına geldi. Orada halka hutbe okudu ve şöyle
dedi:
"Şu beldeniz, şu ayınız, şu gününüz haram ve mukaddes olduğu
gibi kanlarınız ve mallarınız da haram ve mukaddestir. Cahiliyyet
devrindeki cahiliyyetin her şeyi ayaklarımın altındadır. Cahiliyyet
devrinden kalan kan davaları artık hükümsüzdür. Hükümsüz kıldığım
ilk kan davası bizim kanlarımızdan İbn Rabi'a bin el-Haris'in
kanıdır. (İbn Rabi'a emzirilmek üzere beni sa'd kabilesinin yanında
bulunuyordu. Huzeyl onu öldürmüştü.) Cahiliyyetten kalma faizler
de hükümsüzdür. Hükümsüz kıldığım ilk faiz, bizim faizlerimizden
Abbas bin Abdülmuttalib'in faizidir. Çünkü faizlerin hepsi hükümsüzdür.
Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkun. Onları Allah'ın emaneti
ile aldınız. Yine Allah'ın sözleri ile onları kendinize helal
kıldınız. Arzu etmediğiniz kimseleri evinize almamaları, sizin
onlar üzerine olan hakkınızdır. Bunu yaparlarsa hafifçe onları
dövebilirsiniz. Onların da sizin üzerinizde uygun ve makul bir
şekilde nafakaları ve giyim hakkı vardır. Size, kendisine sımsıkı
sarıldığınız takdirde bundan sonra dalalete sapmayacağınız bir
şeyi, yani Allah'ın kitabını bırakıyorum. Ahirette benden sorulacaksınız.
Şu halde bu soruya ne cevap vereceksiniz?"
"Hepsi bir ağızdan: "Risaleti tebliğ ettiğinize, vazifenizi
yaptığınıza ve bize nasihat ettiğinize şehadet edeceğiz."
dediler."
"Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem işaret
parmağını kaldırıp, insanlara karşı sallayarak, üç defa; "Ya
Rabbi şahid ol! Ya Rabbi şahid ol! Ya Rabbi şahid ol!" buyurdu."
"Sonra ezan okunmasını ve ikamet edilmesini emretti. Önce
öğleyi kıldı. Sonra yine kamet getirilmesini emretti. İkindiyi
de kıldı. Bunların arasında başka namaz kılmadı. Sonra hayvanına
bindi. (Arafat'taki) kendisine mahsus vakfe yerine gelince devesi
Kasva'nın karnını kayalara doğru çevirdi. İnsan kalabalığı da
vakfeye devam etti. Sonra Üsame'yi devesinin sırtına alıp Arafat'tan
Müzdelife'ye indi. Devenin yularını o kadar kasmıştı ki, devenin
başı önüne isabet ediyordu. Sağ eliyle işaret ederek: "Ey
nas! Yavaş olun, vakar ve sükûnetinizi muhafaza edin." diyordu.
Kum yığınlarından birine geldikçe geçinceye kadar yuları hafif
salıveriyordu."
"Müzdelife'ye gelince orada, bir ezan ve iki kamet ile akşam
ve yatsı namazları kıldı. Aralarında başka namaz kılmadı. Sonra
sabaha kadar yatıp uyudu. Sabahın ağardığının farkına varınca,
bir ezan ve kametle sabah namazını kıldı. Sonra yine Kasva'ya
bindi, Mescid-i Haram'a gelince kıbleye dönüp dua etti. Allahı
tevhid edip, tekbir ve tehlil getirdi. Sabah tam aydınlanıncaya
kadar orada durdu. Güneş doğmadan önce ayrıldı. Abbasın oğlu Fadl'ı
devesinin sırtına aldı. Fadl, güzel saçlı, beyaz ve yakışıklı
idi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem oradan hareket edince
yolda develer üstünde bir takım kadınlar kendisine rastladı. Fadl
onlara bakmaya başlamıştı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
(bakmaması için) elini Fadl'ın yüzüne koydu. Bu sefer Fadl, bakmak
üzere yüzünü diğer tarafa çevirdi. Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem de baktığı taraftan yüzünü çevirmek için yine elini
Fadl'ın yüzünü çevirdiği tarafa koydu."
"Batn-ı Muhassir'e gelince yürüyüşünü hızlattı. Sonra Cemre-i
Kübra'ya çıkan orta yolu tuttu. Ağaç yanındaki cemre'ye gelince,
her birine atarken tekbir getirerek yedi çakıl taşı attı. Bakla
tanesi büyüklüğünde olan taşları vadinin ortasından attı, sonra
kurban kesme yerine geldi. Orada kendi eliyle tam altmış üç deve
kesti. Ötekilerini kesme işini Ali'ye bıraktı. Kurbanlarına onu
da iştirak ettirdi. Sonra her kurbandan birer parçacık alınmasını
emretti. Alıp bir kapta pişirdiler, her ikisi de kurbanların etinden
yiyip çorbasından içtiler."
Bundan sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hayvanına
binip Kâbe'ye gitti. İfada tavafını yaptı. Öğle namazını Mekke'de
kıldı. Zemzem kuyusu etrafında sakalık vazifesini gören Abdülmuttalib
oğulları yanına geldi ve "Çekiniz suyu, çekiniz Ey Abdülmuttalip
oğulları! İnsanların sakalık (su verme) vazifenizi alıp, size
galip gelmelerinden korkmasam sizinle birlikte ben de su çekerdim."
dedi. Bunun üzerine kendisine bir kova içinde su takdim ettiler,
bu sudan içti." (Hadisi Müslim ve Ebu Davud rivayet etmiştir.)
HADİSİN
SONUÇLARI
Alimler şöyle demiştir: "Bil ki bu hadisin ihtiva ettiği
fıkhi hükümler üzerinde söz etmiş ve ondan çok mesele çıkarmışlardır.
Hatta İbnü'l Münzir bu hadis hakkında bir büyük cüz kitap yazmış,
bu kitapta hadisten yüz elli küsür çeşitli fıkhi mesele çıkarmış,
"daha incelense fazla da bulunabilir", demiştir."
Alimler dediler ki: Bu hadisten delalet yoluyla şu hükümler çıkarılabilir:
Hayızlı ve nifaslı
kadınlara ihrama girmek için yıkanmak sünnettir. Onlara sünnet
olunca diğerlerine evla yoluyla sünnet olur. Hayızlı ve nifaslı
kadınlar kuşak kullanırlar ve kanın geldiği yeri uzun ve genişçe
bir bezle kapatarak, bezin bir ucunu arkadan diğer ucunu önden
olmak üzere bedendeki kuşağa bağlarlar. Hayız ve nifaslı kadınlar
ihrama girebilirler.
İhrama farz veya
nafile bir namazın sonunda girilir. İhrama giren yüksek sesle
telbiye getirir. Telbiyeyi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in
yaptığı kadar yapmak müstehab ise de ziyade edilmesinde de bir
beis yoktur.
Ömer (r.a.) telbiyeye şunları ilave etmiştir: Tekrar tekrar icabet
sana, ey nimet ve güzel fazilet sahibi, senden korkarak ve sana
can atarak tekrar tekrar icabet sana.
Haccın ilk tavafını
(kudum tavafı) yapması için Mekke'ye gitmesi gerekir. Tavaftan
evvel Hacer-i Esved'i selamlaması, sonra tavaf ederek ilk üç şavtında
(remel) acele yürümesi gerekir. Remel; yürümeye yakın süratli
gidiştir ki, bu da koşmaktır. Bu koşmayı Rukn-i Yemani'nin dışındaki
yerlerde yapar. Sonra normal yürüyüşle dört şavt daha yürür.
Tavafı bitirdikten
sonra Makam-ı İbrahim'e gelerek "Makam-ı İbrahim'den bir
namazgah edinin." (Bakara: 125) ayetini okur. Sonra Makam-ı
İbrahim'i Beytullah ile kendi arasına alarak iki rekat namaz kılar.
Bu namazda Fatiha'dan sonra ilk rek'atta Kâfirun, ikinci de İhlâs
suresini okur.
Bu hadis, Mescid-i
Haram'a girerken olduğu gibi çıkarkende öpüp el sürmenin (istilam)
sünnet olduğuna delalet eder. İstilamın sünnet olduğunda alimler
müttefiktirler.
Tavaftan sonra
sa'y yapılır. Buna Safa'dan başlanır ve dağın üzerine çıkarak
kıbleye doğru dönülür. Irada hadiste geçen zikirle Allah zikredilir
ve hadiste geçen dua üç defa tekrarlanır. Safa ve Merve arasındaki
vadide remel yapılır. Buna iki mil arası derler. Remel, sadece
ilk üç şavtta değil, kudum tavafında olduğu gibi yedi şavtın her
birinde meşrudur. Safaya çıkıldığı gibi Merve'ye de çıkılır. Orada
da Safa'da olduğu gibi dua yapılır.
Bu kadarla umre
tamam olur. Eğer bundan sonra hacı tıraş olur, yahut saçını kısaltırsa,
ihramdan çıkmış olur. Ashabı kiram da böyle yapmışlardır. Çünkü
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara haccı bozup umreye
niyetlenmelerini emretmiştir. Haccı kıran yapanlar ise traş olmaz,
saç kısaltmazlar. Onlar ihramlı olarak devam ederler. Sonra Zilhicce'nin
sekizinci günü, yani tevriye günü umrenin ihramından çıkan kimse,
hacc yapmak isterse ihrama girer. Bu ve haccı kıran yapan Mina'ya
gider.
Mina'da beş vakit namaz kılmak ve bu gece, yani Zilhicce'nin dokuzuncu
gecesi Mina'da geceyi geçirmek sünnettir. Arefe günü Mina'dan
güneş doğduktan sonra çıkmak sünnettir. Nebi aleyhisselam Arafat'tan
sayılmayan Nemire'ye (Arafat'ın yakınında bir yerin adıdır. Arafat'tan
sayılmaz.) indi. Nebi aleyhisselam iki namazı kıldıktan sonra
vakfe yerine geldi. Bu iki namaz arasında birkaç rek'at namaz
kılmak sünnettendir.
İmam bu iki namazdan
önce hutbe okur. Bu, hacda sünnet olan birinci hutbedir. Sünnet
olan ikinci hutbe, Zilhicce'nin yedinci günü, öğle namazından
sonra Kâ'be'de okunan hutbedir. Üçüncüsü, Kurban günü okunan hutbedir.
Dördüncü sünnet olan hutbe ise, Mina'dan ayrılış günü okunan hutbedir.
Hadiste geçen bir takım sünnet ve adaplar vardır ki, onlardan
bazıları şunlardır:
İki namazı kıldığı
zaman vakfe yerine gitmek.
Arafat'ta binek
üzerinde vakfe yapmak.
Cebel'ür-Rahme
denilen dağın eteğindeki Nebi aleyhisselam'ın durduğu yer olan
kayalıkların yanında ve onlarının yakınında durmak.
Vakfe zamanı kıbleye
karşı dönmek.
Güneş batıncaya
kadar vakfe halinde kalmak.
Güneş battıktan
sonra sükunetle yola çıkmak, eğer sözüne itaat olunan bir zat
ise yanındakilere vakarlı olmalarını tavsiye etmek.
Müzdelife'ye geldiği
zaman inerek akşamla yatsıyı, yatsı zamanında bir ezan ve iki
kametle kılmalı. İki namaz arasında başka nafile namaz kılınmaz.
(Burada iki namazın birden kılınacağında ihtilaf yoktur. Yalnız
sebebinde ihtilaf etmişlerdir. Bazıları; "bu cem'in sebebi
nüsük (hacc ibadetleri)nden biri olmasıdır" demiş, bazıları
ise; "namazları cem etmek için meşru bir sebep olan seferilik
durumundan dolayıdır," demişlerdir.)
Müzdelife'de gecelemek
sünnettendir. Bunun nüsük'ten olduğunda ittifak vardır. İhtilaf
ancak gecelemenin vacip veya sünnet olduğu konusundadır.
Müzdelife'de sabah
namazını kılmak da sünnettendir. Sonra buradan çıkıp Meş'ar-i
Haram'a gelinir ve orada durup dua edilir.
Bu esnada orada
durmak menasiktendir.
Sonra hava iyice
aydınlandıktan sonra oradan çıkılarak Batn-ı Muhassır'e gelinir
ve orada yürüyüşe hız verilir. Çünkü orası Allah'ın Ashab-ı Fil'e
gazap ettiği yerdir. Binaenaleyh orada durmak ve eğlenmek olmaz.
Cemret'ül-Akabe'ye gelindiğinde vadinin içine inerek, cemre'ye
yedi taş atılır. Bunların her biri bakla tanesi büyüklüğünde olup
herbirini atarken tekbir getirilir.
Bundan sonra kurban
kesilen yere gidilir. Eğer yanında kurban varsa kurban keser.
Kurbandan sonra traş olur.
Sonra Mekke'ye
dönerek, ziyaret tavafı denen "ifada tavafı"nı yapar.
Bu tavaftan sonra
hacılara ihram sebebiyle haram olan -hatta hanımına yaklaşması
dahil- her şey helal, fakat Cemret'ül-Akabe'de taşları attıktan
sonra bu tavafı yapmayana, kadına yaklaşmak helâl değildir.
İşte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in haccında takib
ettiği yol budur. Bunları yapanlar ona uymuş ve onun "Menasikinizi
benden alın" hadisiyle amel etmiş ve haccı sahih olmuş olur.
|