|
İHRAMIN
MAHZURLARI
Şari,
bir takım şeyleri ihramlıya yasak ederek haram kılmıştır. Bunları
aşağıda zikrediyoruz:
1. Cinsi münasebet, öpmek, şehvetle dokunmak ve kişinin
karısına cinsi münasebetle ilgili sözler konuşması gibi cimaya
davet eden yollar.
2.
Kişiyi, Allah'a itaatın dışına çıkaracak derecede günah işlemek
ve kötülük yapmak.
3.
Kişinin, arkadaşları, hizmetçileri ve diğer insanlarla itişip
kakışması.
Bu
saydıklarımızı haram olduğuna delil şu ayeti kerimedir:
"O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki; hacda kadına
yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur." (Bakara: 197)
Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre
Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Kim Allah için hacc
eder ve o esnada zevcesine yanaşmaz günah işlemezse anasından
yeni doğmuş gibi günahsız olarak döner."
4.
Gömlek, bornoz, kaftan, cübbe, don gibi dikişli elbise giymek
veya sarık, fes ve benzerleri gibi başın üzerine konan, başın
her tarafını örten elbise giymek. Yine bunlar gibi ayakkabı ve
mest giymek haram olduğu gibi, kendinse güzel koku bulunan boyanmış
elbise giymek de haramdır.
İbn
Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Nebi aleyhisselam şöyle
buyurmuştur: "İhramlı; gömlek, bornoz, sarık, pantolon, güzel
kokulu bitki ve zaferan ile boyanmış elbise ve mest giyemez. Ancak
nalin bulamazsa, mestleri, topuktan aşağısı kalacak şekilde kesip
giyer." (Buhari, Müslim)
Alimler bu durumun erkeklere mahsus olduğunda icma etmişlerdir.
Kadınlar ise bu hükme dahil değildir. Onlar bütün elbiselerini
giyebilirler, yüzünü örten örtü, eldiven ve güzel kokuyla kokulanmış
elbisenin dışındakiler bunlara haram değildir. Çünkü İbn Ömer
(r.a.) şöyle demiştir: "Nebi aleyhisselam ihramda iken eldiven
giymeyi nehy etmiştir. Bunların dışında usfur'la boyanmış elbise,
ipek elbise, gömlek, mest ve kadınların süslendiği diğer elbiselerden
istedikleri renkleri giyebilirler. (Ebu Davud, Beyhaki ve Hakim
rivayet etmiştir. Hadisin ravileri, sahih ravilerdir.)
Buhari demiştir ki: Aişe (r.a.) ihramlı iken usfurla boyanmış
elbise giyerek şöyle demiştir: "Yaşmak ve yüz örtüsü takmayın.
Ve zaferanlı elbise giymeyin."
Cabir (r.a.): "Usfurla boyanmış elbiseyi güzel koku sürülmüş
elbise saymam," demiştir.
Aişe (r.a.) kadınların, ipek, siyah elbise ve mest giymelerinde
bir beis görmezdi.
Buhari ve Ahmed'in Cabir (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Nebi
aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "İhramlı kadın, yüz örtüsü
kullanmasın ve eldiven giymesin."
Bu hadiste kadının ihramının yüz ve ellerini örtmemesi gerektiğine
delil vardır. Alimler, eğer yüzünü bir şeyle örterse bunda bir
beis yoktur, demiştir. (Bu görüş zayıf olup, hadislere terstir.)
Kadının şemsiye ve benzeri şeylerle erkeklerin görmesinden yüzünü
örtmesi caiz olup, fitne olacağından korktuğu zaman ise, yüzünü
örtmesi vacip olur.
Aişe (r.a.) şöyle demiştir. "İhramda iken Rasulullah ile
birlikte olduğumuz halde kafilelere rastlar, onlarla karşılaşınca
baş örtümüzü yüzümüze indirir, geçtikleri zaman yüzümüzü açardık."
(Ebu Davud ve İbn Mace)
Baş örtüsünü yüze indirmenin caiz olduğunu söyleyenlerden Ata,
Malik, Sevri, Şafii, Ahmed ve İshak da vardır.
Beldenden
Aşağısını ve Yukarısını Örten Elbise İle Pabuç Bulamayan Kişi:
"Bir kimse belden aşağısını ve yukarısını örten elbise veya
ayağa giymek için pabuç bulamazsa bulabildiği şeyleri giyer.
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebi aleyhisselam
Arafat'ta bir hutbe okuyarak şöyle buyurdu: "Müslüman alttan
giyecek elbise bulamazsa don giysin, takunya bulamazsa mestlerini
giysin." (Buhari, Müslim, Ahmed)
Ahmed'in diğer bir rivayeti şöyledir: Amr bin Dinar'dan rivayet
olunduğuna göre İbn Abbas'ın Nebi aleyhisselam'dan hutbe okurken
şöyle buyurduğu Ebu Şa'sa kendisine anlatmıştır: "Alttan
giyecek elbise bulamayıp don bulabilen onu giysin, takunya bulanmayıp
mest bulabilen mestleri giysin." Ben kendisine; "Nebi
aleyhisselam 'mestleri kessin' demedi mi?" diye sordum. İbn
Abbas "Hayır" dedi. İmam Ahmed bu görüşü benimsemiş
ve İbn Abbas'ın hadisini delil getirerek takunya ve alt elbise
bulamayan ihramlının, mest ve donu, oldukları şekilde giymesini
caiz görerek kendisine fidye gerekmediğini söylemiştir.
Cumhur ulema, takunya bulamayanın mestleri topukların altına kadar
kesmesinin şart olduğunu, böylece mestleri kesmenin takunya gibi
olduğunu söylemişlerdir. Çünkü İbn Ömer'in geçen hadisinde "Eğer
takunya bulamazsa mestleri topuk altına kadar kessin" ifadesi
vardır.
Hanefiler; "alt elbise bulamayanın, şalvarı yırtması veya
fidye vermesi gerektiği" görüşündedirler.
İmam Malik ve Şafii şöyle demişlerdir: "İhramlı, şalvarı
yırtmaz, onu olduğu gibi giyer ve kendisine fidye gerekmez. Çünkü
Cabir bin Zeyd'in İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Nebi
aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Alt elbise bulamayan şalvar
giysin, Takunya bulamayan da mestlerini giysin ve mestleri topukların
aşağısına kadar kessin." (Hadisi Nesai sahih bir senetle
rivayet etmiştir.) Şayet şalvar giydikten sonra, alt elbise bulamazsa
gömlek giyemez. Çünkü yukarıdan gömlek (rida) giyip, aşağıdan
da şalvarı izar olarak kullanması mümkün değildir."
5.
İhramlının nikahlanması veya başkasının nikahını kıymak üzere
veli veya vekil olması.
Bu
durumlarda nikah akdi batıl olur. Böyle nikahlara, şerî hükümler
lazım gelmez. Çünkü Müslim ve diğerlerinin Osman bin Affan (r.a.)'dan
rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"İhramlı nikahlanamaz. Başkasına nikah kıyamaz ve dünürlük
yapamaz." (Hadisi Tirmizi de rivayet etmiş olup, Tirmizi'nin
rivayetinde "Dünürlük yapamaz" ifadesi yoktur.)
Tirmizi şöyle demiştir: "Hadis hasen sahih olup Nebi aleyhisselam'ın
ashabından bazıları bununla amel etmiş, Malik, Şafii, Ahmed ve
İshak da bu görüşe katılmışlardır. Bunlar ihramlının evlenmesini
caiz görmezler, eğer nikahlanırsa nikah batıldır. "Nebi aleyhisselam'ın
ihramlı iken Meymune ile evlendiği" rivayeti, Müslim'in "Nebi
aleyhisselam ihramdan çıktıktan sonra Meymune ile evlendi,"
rivayetine ters düşmektedir." Tirmizi bu rivayetler hakkında
şöyle demiştir: "Nebi aleyhisselam Meymune ile Mekke yolunda
evlendiği için bu evlenmesinde ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle
demiştir: Nebi aleyhisselam ihrama girmeden Meymune ile evlendi.
İhramlı iken, Rasulullah'ın evlendiği ortaya çıktı. Daha sonra
Mekke yolunda Serif'ta ihramdan çıkmışken zifaf vaki oldu."
Hanefiler; "ihramlının nikah kıydırmasının caiz olduğu görüşünü
benimsemişlerdir. Çünkü ihram hali, kadının kendisiyle yapılacak
sözleşme yetkisine mani olmaz. Şüphesiz men edilen, cinsi münsebet
olup, akdin sahih olması değildir."
6.
Tırnakları kısaltmak, baştaki ve vücuttaki kılları traş etmek
veya herhangi bir yolla gidermek.
Allahu
Teala şöyle buyuruyor: "Kurban yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı
traş etmeyiniz." (Bakara: 196)
Alimler, ihramlının özürsüz tırnaklarını kısaltmasının haram olduğuna
dair icma etmişlerdir. Şayet tırnağı kırılırsa, onu koparıp atmak
fidyesiz olarak caizdir. Eğer kıllar kaldığı zaman zarar veriyorsa,
onları gidermek caiz olup fidye vermesi gerekir. Ancak göz kirpikleri
ihramlıyı rahatsız ederse, fidye vermeden onları gidermek caizdir.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur: "İçinizden hasta olan veya
başından rahatsız olan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya
sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir." (Bakara: 196)
Bunun açıklaması yakında gelecektir.
7.
Erkek olsun kadın olsun vücuda veya elbiseye güzel koku sürmek.
İbn
Ömer (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Ömer (r.a.) Muaviye'yi
ihramlı iken güzel koku sürmüş olarak görüce, ona: "Git yıkan,
şüphesiz ben Rasulullah'tan: "Hacı; saçı başı dağınık olan
ve güzel koku kullanmadığından dolayı da kokusu değişmiş olandır."
dediğini işittim." demiştir. (Hadisi Bezzar sahih bir senetle
rivayet etmiştir.)
Yine Rasulullah (s.a.v.)'in şu hadisi vardır: "Sendeki güzel
kokuya gelince; onu üç kere yıka."
İhramlı öldüğü zaman, suyuna ve kefenine güzel koku sürülmez.
Çünkü Rasulullah (s.a.v.), ihramlı iken ölen kimse hakkında; "Bunun
başını örtmeyin ve koku sürmeyin, çünkü o kıyamet günü telbiye
getirerek dirilecektir." buyurmuştur.
İhramdan önce, vücuduna veya elbisesine sürmüş olduğu güzel kokudan
geri kalan eserde ise bir beis yoktur. Elma ve ayva gibi, koku
için yetiştirilmeyen meyveleri koklamak mübahtır. Çünkü bunlar
diğer bitkilere benzerler. Bunlardan kokulanmak kastedilmez ve
bunlardan koku da yapılmaz.
İhramlıya, Kabe'nin kokusundan isabet etmesi halindeki hükme gelince;
Said bin Mansur'un, Salih bin Keysan'dan rivayet ettiğine göre
Salih bin Keysan; "Enes bin Malik'i, ihramlı iken elbisesinin
Kabe'nin güzel kokusuna değdiğini ve elbisesini yıkamadığını gördüm,"
demiştir. Ata'dan rivayet olunduğuna göre, Ata; "Elbisesini
yıkamaz ve ona bir şey gerekmez" demiştir. Şafiilere göre;
"Kabe'nin kokusuna sürülmeyi kasdeden kimse; elbisesini yıkaması
mümkün olduğu halde yıkamaya acele etmezse, günahkar olup kendisine
fidye gerekir."
8.
Kendisinde güzel koku bulunan boyayla elbiseyi boyamak.
Alimler,
kendisinde güzel koku bulunan boyalı elbiseyi giymenin haram olduğunda
ittifak etmişlerdir. Ancak koku hissedilmeyecek şekilde yıkanırsa
haram olmaz.
Nafi'in, İbn Ömer (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Nebi aleyhisselam
şöyle buyurmuştur: "Versli veya zaferanlı elbise giymeyiniz,
ancak yıkanmış olursa müstesna." Yani ihramlı iken demektir.
(İbn Abdilber ve Tahavi)
Halkın, güzel kokulu elbise giyerek haram işlemelerine vesile
olmasın diye, önder kişilerin, yıkanmış ta olsa bu tip elbiseleri
giymeleri mekruhtur. Çünkü Malik'in Nafi'den rivayet ettiğine
göre; Nafi, Ömer bin Hattab (r.a.)'ın kölesi Eslem'in Abdullah
bin Ömer'e şöyle anlattığını işitmiştir: Ömer bin Hattab, Talha
bin Ubeydullah'ın sırtında ihramlı iken boyalı bir elbise gördü
de "Bu boyalı elbise nedir ya Talha?" dedi. Talha; "Ey
müminlerin halifesi o elbise kırmızı çamurla boyanmıştır"
deyince, Ömer (r.a.); "Ey cemaat, siz insanların örnek aldığı
önderlersiniz. Şayet cahil bir adam bu elbiseyi görse; "Talha
bin Ubeydullah, ihramlı iken boyanmış elbise giydi," diyecektir.
Öyleyse ey cemaat siz ihramlı iken hiçbir şekilde boyalı elbise
giymeyiz." dedi.
Pişirilen yemeğe veya içeceklere güzel koku koymaya gelince; ihramlı
bunları kullandığı zaman, şayet tadı, kokusu ve rengini fark etmezse
kendisine fidye gerekmez. Şayet kokusu kalmışsa Şafiilere göre
böyle bir yemeği yemekle ihramlıya fidye lazım gelir. Hanefiler:
"Fidye gerekmez, çünkü bu yemeği yemekle, güzel kokuyla kendin
rahatlatmayı kasdetmemiştir," demişlerdir.
9.
Ava saldırmak.
İhramlının
deniz avını avlaması, ona saldırması, başkasına işaret etmesi
ve deniz avından yemesi caizdir. Ama ihramlıya, görünen kara avını
öldürmek, boğazlamak veya işaret etmek suretiyle, görünmeyen kara
avına ise avlamaya yol göstermek veya ürkütmek suretiyle saldırmak
haramdır. İhramlıya kara hayvanını satmak, almak ve sütünü sağmak
haram olduğu gibi, yumurtasını bozmak da haramdır. Buna delil
Allahu Tealanın şu ayetidir: "Deniz avı ve onu yemek size
de yolculara de geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz
sürece kara avı size haram kılınmıştır." (Maide: 96)
İhramlıya kendisi avlamayıp kendisi için avlanmayan veya avlamak
için işaret ve yardım etmediği av etinden yemesi caizdir. (Ahmed
ve Tirmizi)
Tirmizi şöyle demiştir: "Cabir'in hadisi, tefsir edici mahiyettedir.
Muttalib'in, bu hadisi Cabir'den duyduğunu bilmiyoruz. Bazı ilim
ehli bu hadisle amel ederek; ihramlının, kendi avlamadığı veya
kendisi için avlanmadığı müddetçe av etini yemesinde bir beis
görmezler."
Şafii şöyle demiştir: "Bu konudaki rivayetlerin en güzeli
en ölçülüsü budur."
Ahmed ve İshak'ın görüşü de bu olup, Malik ve alimlerin çoğu;
hadisin gereğiyle amel edileceğini söylemişlerdir.
Eğer ihramlı, kendi izni olsun veya olmasın, kara avı avlarsa
veya kendisi için avlanırsa, etinden yemesi haramdır. Ancak ihramlı
olmayan kendisi için avlar da, ihramlının yemesini kastetmeyip
sonradan ihramlıya etinden hibe eder veya satarsa bu etten yemesi
haram olmaz.
Abdurrahman bin Osman et-Teymi'den rivayet olunduğuna göre; o
şöyle demiştir. "İhramlı olarak Talha bin Ubeydullah:'ın
yanında bulunuyorduk. Kendisine bir kuş hediye ettiler. Talha
uyuyordu. Bazımız bundan yedik, bazımız yemekten çekindik. Talha
uyanınca yiyenlerin hareketini doğru buldu ve "Biz onu Rasulullah
ile beraber yedik," dedi. (Müslim ve Ahmed)
10.
Av etinden yemek.
İhramlıya,
kendisi için, işaretiyle veya yardımıyla avlanmış kara avının
etinden yemek haramdır. Çünkü Buhari ve Müslim'i Ebu Katade (r.a.)'den
rivayet ettiklerine göre: Rasulullah (s.a.v) hacc niyetiyle yola
çıktı. Onun beraberindekiler de çıktılar. Derken. -içerinde Ebu
Katade'nin bulunduğu- bazı ashabını ayırarak; "Bana kavuşuncaya
kadar deniz sahilini takip edin," buyurdu. Ayrılanlar deniz
sahilini tuttular. Rasulullah (s.a.v.)'den ayrılınca hepsi ihrama
girdiler. Yalnız Ebu Katade ihrama girmedi. Hep birlikte yürürlerken
yaban eşekleri gördüklerinde, Ebu Katade hemen üzerlerine hücum
ederek onlardan bir dişi yaban eşeği vurdu. Arkadaşları hayvanlarından
inerek onun etinden yediler. Sonra; "Eyvah, ihramlı iken
et yedik." dediler. Yabani eşek etinin kalan kısmını yanlarına
aldılar. Rasulullah'a gelince; "ya Rasulullah, bizler ihrama
girmiştik. Ebu Katade ihrama girmemişti. derken bir takım yaban
eşekleri gördük. Ebu Katade derhal bunlara hücum ederek içlerinden
dişi bir yaban eşeğini vurdu. Biz de hayvanlarımızdan inerek onun
etinden yedik. Sonra da; "Eyvah, ihramlı oldumuz halde av
eti yiyoruz," dedik. Etinin kalan kısmını da getirdik."
dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.); "Sizden hiç biriniz
Ebu Katade'ye emretti yahut bir şeyle işarette bulundu mu?"
diye sordu. Ashab; "Hayır," dediler. "Öyleyse kalan
etini yeyin," buyurdu.
Sab bin Cessame, Rasulullah'a Ebva'da yahut Veddan'da iken bir
yaban eşeği hediye etmiş, fakat Rasulullah (s.a.v.) onu hemen
geri çevirmiş ve; "Biz bunu sana iade edecek değildik. Şu
var ki, biz ihramlıyız." buyurmuştur. Bu hadis, diğer hadislerin
arasını cem etmesi bakımından ihramlı olmayanın, ihramlı için
avlanması manasına hamledilmiştir.
İbn Abdilber şöyle demiştir: "Bu görüşü benimseyenlerin delili,
bu konudaki hadislerin sahih olmasıdır. Hadis, bu manaya hamledilince,
hadisler arasındaki zıtlık, ihtilaf ve birbirini reddetme ortadan
kalkmış olur. Hadislerin, bu mana üzerine hamledilmesi vacibdir.
Böylece hadisi bu manaya kullanmak mümkün olduğu zaman hadisler
arasındaki taarruz kaldırılmış olur."
İbn Kayyım da bu görüşü tercih ederek demiştir ki: "Bu konudaki
sahabe sözlerinin hepsi, bu açıklamaya delalet etmektedir."
|