| HACCIN
VACİB OLMASININ ŞARTLARI
Fakihler,
haccın vacib olması için aşağıdaki şartların bulunması gerektiğinde
ittifak etmişlerdir:
1. İslam olmak,
2. Bulûğ,
3. Akıl,
4. Hürriyet,
5. Gücün yetmesi
Bu şartların bulunmadığı kimseye hacc farz olmaz. Zaten, İslam,
bulûğ ve akıl her hangi bir ibadele mükellef olmanın şartlarıdır.
Hadiste geçtiğine göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Üç
kişiden teklif kaldırılmıştır: "Uyanıncaya kadar uyuyandan,
bulûğa erinceye kadar çocuktan, akıllanıncaya kadar deliden."
Hür olmak da haccın vücûbu için şarttır. Çünkü hacc, zaman gerektiren
bir ibadettir. Gücün yetmesi de, şarttır. Köle, efendisinin işleriyle
meşgul olduğundan "hacca gitmeye gücü yetmeyen" kısmına
girer. Güç yetirmenin şart olduğunun delili şu ayeti kerimedir:
"Oraya yol bulabilen insana, Allah için Ka'be'yi haccetmesi
gereklidir." (Âl-i İmrân: 97)
Güç
Yetirmek Ne İle Tahakkuk Eder?
Haccın
vacip olmasının şartlarından biri olan gücün yetmesi aşağıdaki
hususlarla meydana gelir.
Mükellefin sıhhatli olması:
Eğer ihtiyarlık, müzmin hastalık veya iyileşmesi ümit edilmeyen
hastalık sebebiyle hacc yapmaktan aciz kalırsa, şayet yeterli
malı da varsa, başkasını vekaleten hacca göndermesi lazım gelir.
Bu konu "Başkası adına hacc yapmak" bahsinde gelecektir.
Hacca gidenin, can ve mal emniyetini sağlayacak şekilde yolun
güvenli olması:
Şayet yol kesicilerden, vebâ gibi hastalıktan kendisine zarar
geleceğinden veya eşyalarının soyulacağından korkarsa, bu kimse
hacca gitmeye yol bulamamış sayılır. Alimler, yolda alınan gümrük
vergisi ve rüsûmların hacc yapmayı düşüren bir özür sayılıp sayılamayacağı
konusunda ihtilaf etmişlerdir. Şafii ve diğerleri, alınan şey
az da olsa bunun haccı düşürecek bir özür olduğuna itibar etmişlerdir.
Maliklilere göre alınan şey sahibine zarar verecek şekilde olmayıp,
tekrar da alınmazsa bu bir özür sayılmaz.
Mükellefin azık ve yol vasıtasına sahip olması:
Azıkta muteber olan, vücubunun sıhhati için yeterli olacak malı
bulunmakla beraber, hacc farizasını eda edip dönünceye kadar elbise,
ev, binek, sanat aleti gibi asli ihtiyaçlarından fazla olarak,
baktığı kişilere yetecek kadar mala sahip olmaktır.
Yol vasıtasında muteber olan: İster kara, ister deniz isterse
de hava yoluyla olsun, gidip dönmesini mümkün kılacak vasıtaya
sahip olmasıdır. Bu durum Mekke'ye uzak olup yürüyerek gitmesi
mümkün olmayanlar içindir. Yürüyerek gitmesi mümkün olan yakın
kimseye gelince; bunun hakkında yol vasıtası söz konusu değildir.
Çünkü kendisi yürüyerek gidebilecek yakın mesafede bulunuyor.
Bazı rivayetlerde geçtiğine göre; Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem, ayetteki "sebil" kelimesini, azık ve yol
vasıtası olarak tefsir etmiştir. Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna
göre; Rasulullah'a, "sebil nedir?" diye sorulduğunda;
"Azık ve yol vasıtasıdır." diye cevap vermiştir. (Hadisi
Darekutni rivayet ederek sahihlemiştir. Hafız: "Tercih edilen
görüşe göre hadis mürseldir," demiş, Tirmizi de hadisi İbn
Ömer hadisinden tahric etmiş olup, "hadisin senedinde zayıf
kişiler var," demiştir. Abdülhak ise; "Hadisin bütün
rivayet yolları zayıftır," demiştir. İbn Münzir de şöyle
demiştir: "Bu hadis bu konuda müsned olarak sabit olmamıştır.
Doğru olan hadisin mürsel ve hasen olduğudur.")
Ali (r.a)'den rivayet olunduğuna göre Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim kendisini Ka'be'ye ulaştıracak
azık ve yol vasıtasına sahip olur da haccetmezse Yahudi ve Hıristiyan
olarak ölmesi için başka bir sebebe ihtiyacı yoktur. Bunun delili
Allah'ın kitabındaki "İnsanlardan yol bakımından gücü yetenlere,
Allah için beyti haccetmek farzdır." (Âl-i İmrân: 97) mealindeki
ayeti kerimedir." (Hadisi Tirmizi rivayet etmiştir. Hadisin
ravileri arasında Hilal bin Abdullah vardır ki, bu adam binmeyen
bir kişidir. Bir de senette, Şabi ve diğerlerinin yalancı saydığı
Haris vardır.)
Bu hadislerin hepsi zayıf olsalar bile, alimlerin çoğu, evi uzak
olan kimseye haccın gerekmesi için azık ve yol vasıtasını şart
koşmuşlardır. Her kim azık ve yol vasıtası bulamazsa ona hacc
farz değildir.
İbn Teymiyye şöyle demiştir: "Hasen rivayetlerden müsned,
mürsel ve mevkuf olarak gelen bu hadisler, Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem'in, insanlardan çoğunun yürüyerek gitmeye kadir
olduklarını bildirmiş olması dolayısıyla, azık ve yol vasıtasının
haccın vücubunun sebebi olduğuna delalet etmektedirler. Yine Allahu
Teala, ya bütün ibadetlerde gerekli olan güç ve kuvveti kasdetmiştir.
Ya da bundan fazla olarak bir gücün bulunmasını kasdetmiştir.
Eğer birinci manaya itibar edilirse; o zaman bu kayda ihtiyaç
yoktu. Çünkü oruç ve namaz için böyle bir şey zikredilmemiştir.
Bundan anlaşılıyor ki, hacc için diğer ibadetlerdeki güç ve kuvvetten
ayrı olarak bir fazlalık gerekiyor ki, o da maldan başkası değildir.
Bundan dolayı haccın farz olması için, cihad gibi azık ve yol
vasıtasına ihtiyaç vardır. Cihad için azık ve yol vasıtası gerektiğinin
delili, şu ayeti kerimedir: "Güçsüzlere, hastalara ve sarfedecek
bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve Rasulune bağlı kaldıkları müddetçe
sorumluluk yoktur. İhsan sahiplerine sorumluluk olmaz. Allah bağışlayandır,
merhamet edendir. Binek vermen için sana geldiklerinde, "Size
binek bulamıyorum." dediğin zaman, sarfedecek bir şey bulamadıkları
için üzüntüden gözyaşı dökerek geri dönenlerde de sorumluk yoktur."
(Tevbe: 91-92)
Mühezzeb isimli kitapta şöyle geçmektedir: "Eğer azık ve
yol vasıtası satın almak için yeterli parası olup da, üzerinde
hemen veya sonra ödemesi gereken borç varsa, hacca gitmesi gerekmez.
Çünkü şimdiki borcun hemen ödenmesi gerekir, hacc ise sonraya
bırakılabilir. Öyleyse borç, hacca tercih edilir. Sonraki borcun
da ödenmesi gerekir. Yanındaki parayı hacca sarfetse, borcunu
ödeyecek para bulamaz." Kitabın yazarı devamla demiştir ki:
"Eğer yanındaki paraya, ev için ihtiyacı olursa veya hizmetine
ihtiyaç duyduğu bir hizmetçiye ihtiyacı olursa hacca gitmesi lazım
gelmez. Eğer zinadan korkup da nikah yapmaya ihtiyacı olursa,
nikah tercih edilir. Çünkü nikah, hemen yapılması gereken bir
ihtiyaçtır. Eğer nafakasını kazanmak için ticaret yapmak üzere
bir kısım ticaret eşyasına ihtiyacı varsa; Ebu'l-Abbas bin Sarih;
"bu kişiye hacc lazım gelmez, çünkü o paraya muhtaçtır, bu
ihtiyaç ev ve hizmetçi ihtiyacı gibidir," demiştir.
Muğni kitabında geçtiğine göre, "Eğer alacağı durumu iyi
olan kişide olup, bu kişi borcunu verdiği takdirde, parası hacca
gitmeye yeterli gelirse, hacc kendisine gerekir. Eğer alacağı
fakir bir kimsede ise veya ondan istifade etmesi mümkün değilse
kendisine hacc lazım gelmez."
Şafii'ye göre: "Bir kimse diğerine karşılıksız yol parası
bağışlarsa onu kabul etmesi gerekmez. Çünkü bunu kabul etmekte
minnet vardır. Minnet yüklenmek ise zor bir iştir. Ancak oğlu,
hacc yapabilecek kadar bir parayı kendine bağışlarsa hacc kendisine
lazım gelir. Çünkü, minnet yüklenmeden hacc yapmaya muktedir olmuş
sayılır."
Hanbeliler şöyle demiştir: "Başkasının para vermesiyle kişiye
hacc lazım gelmez. Çünkü bu durumda hacca gücü yetmiş sayılmaz.
Bu hususta para verenin, yakını veya yabancı olması arasında fark
olmadığı gibi, kendisine binek, azık ve mal verilmesi arasında
da fark yoktur."
Hapis gibi veya insanları hacdan engelleyen zalim sultandan korkmak
gibi bir engelin bulunmaması:
Çocuğun ve Kölenin Haccı
Çocuğa ve köleye hacca gitmek gerekmez, şayet hacc yaparlarsa
hacları sahih olur. Ancak farz olan haccı ifa etmiş sayılmazlar.
İbn Abbas şöyle demiştir: Nebi aleyhisselam buyurdu ki: "Hangi
çocuk hacca gider de sonra bulûğ çağına erişirse onun üzerine
bir hacc daha lazım gelir. Hangi köle hacceder de, sonra azad
olursa onun üzerine bir hacc daha lazım gelir." (Hadisi Taberani
sahih bir senetle rivayet etmiştir.)
Saib bin Yezid şöyle demiştir: "Babam ve ben, veda haccında
Rasulullah'la beraber haccettik, ben henüz yedi yaşındaydım."
(Hadisi Buhari, Ahmed ve Tirmizi rivayet etmiştir.)
Tirmizi şöyle demiştir: "İlim ehlinin icmaına göre, çocuk
bülûğ çağında ermeden hacc ederse, bülûğ çağına erdikten sonra
tekrar haccetmesi gerekir. Köle de bunun gibidir. Köle iken hacca
gitmişse, sonra azad olduğu zaman, hacca gidecek durumu varsa,
tekrar hacc yapması gerekir."
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; bir kadın Rasulullah'a
bir çocuk getirerek; "buna hacc var mı?" diye sormuş,
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de; "Evet, sana da
ecir var." buyurmuştur. (İlim ehlinin çoğuna göre; çocuk,
yaptığı taatdan dolayı sevap kazanır, fakat kötülükleri yazılmaz.)
Cabir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: "Rasulullah
ile beraber hacc ettiğimizde kadınlar ve çocuklar vardı. Onlar
için telbiye getirdik ve şeytanı taşladık." (Hadisi Ahmed
ve İbn Mace rivayet etmiştir.)
Eğer çocuk temyiz çağına gelmişse, kendi başına ihrama girer ve
haccın diğer farz ve vaciplerini eda eder. Eğer temyiz çağına
gelmemişse velisi onun adına ihrama girer ve onun adına telbiye
getirir. Ka'be'yi tavaf eder ve safa ile merve arasında sa'y eder,
Arafat'ta vakfe yaparak onun adına şeytanı taşlar. Şayet, Arafat'ta
vakfeden önce veya Arafat'ta bulûğ çağına ererse, farz olan haccı
yerine getirmiş olur. Azad olduğu zaman, kölenin de durumu aynıdır.
Malik ve İbnü'l-Münzir bu konuda da şöyle demiştir: "Bu durumlarda
farz olan haccı ifa etmiş sayılmazlar, çünkü ihrama nafile olarak
girilmiş olup, nafile olarak başlayan hacc farz hacca dönüşemez."
Kadının Haccı
Haccın
farz olması için, yukarıda zikri geçen şartlar bulunduğu takdirde
erkeklere hacc farz olduğu gibi kadınlara da aynı şekilde hacc
farzdır. Ancak, bu şartlara ilave olarak kadınlar için, kocasının
veya mahreminin bulunması şarttır.
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki; Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediğini işittim: "Sakın
bir adam yabancı bir kadınla baş başa kalmasın, yanında nikahı
haram olan akrabasından biri olursa o başka. Kadın yakın akrabasından
başka birisiyle yolculuk edemez." Bunun üzerine bir adam
ayağa kalkarak; "Ya Rasulullah, gerçekten benim karım hacca
gitti, ben de filan gazaya yazıldım," dedi. Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem; "Öyle ise git, karın ile birlikte haccet,"
buyurdu. (Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. Lafız Müslim'indir.)
Yahya bin Ubbad (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
"Rey ahalisinden bir kadın İbrahim Neha'i'ye şöyle yazdı:
"Ben farz olan haccı yapmadım, durumum iyidir. Ancak yanımda
yakın akrabam yok." İbrahim Nehai kadına cevaben: "Şüphesiz
sen, Allah'ın hacca gitmeye yol vermediği kişilerdensin,"
şeklinde yazdı.
Kadına hacca gitmesi için yakın akrabasının bulunmasını şart koşup,
bu şartı hacca gitmeye güçün yetmesi cümlesinden sayanların başında
Ebu Hanife ve taraftarları, Neha'i, Hasan Basri, Sevri, Ahmed
ve İshak gelmektedir.)
Hafız şöyle demiştir: "Şafiilerde meşhur olan görüş, kadının
yanında kocası, mahremi veya güvenilir kadınların bulunmasıdır.
Bir başka görüşlerinde güvenilir bir tek kadın kâfi gelir. Kerabisi'nin
nakledip Mühezzeb isimli kitapta "sahihtir", dediği
görüşe göre; "Yol emniyetli olduğu zaman kadın tek başına
yola çıkabilir." Bütün bu şartlar hac ve umre için geçerlidir."
Sübülü's-Selam kitabında şöyle geçmektedir: İmamlardan bir cemaat:
"Yanında mahremi olmayan ihtiyar kadının sefere çıkması caizdir"
demişlerdir.
Kadının yanında kocası veya mahremi olmadığı halde, güvenilir
bir arkadaşı bulunur veya yol emniyetli olursa, yalnız sefere
çıkabileceğini caiz görenler, Buhari'nin 'Adi bin Hatem (r.a.)'den
rivayet ettiği şu hadisi delil getirmişlerdir: 'Adi bin Hatem
(r.a.) şöyle demiştir: "Ben Rasulullah'ın yanında iken ona
bir adam geldi de fakir olduğundan şikayet etti. Sonra tekrar
gelerek yolun kesik olduğundan şikayet etti. Bunun üzerine Rasulullah
şöyle buyurdu: " Ya Adi, Hiyere'yi (Kufe'de bir köy) gördün
mü?" 'Adi: "Hayır görmedim, fakat o köyden haberim var,"
dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem "Eğer ömrün
uzun olursa, Hiyere'den yolculuğa çıkan ihtiyar kadınlar göreceksin.
Kâbe'yi tavaf edecekler. Allah'tan başka hiç kimseden korkmayacaklar."
Yine, Ömer (r.a.)'in son yaptığı hacda, Nebi aleyhisselam'ın hanımlarına
izin verip beraberlerinde Osman b. Afvan ve Abdurrahman bin Avf'ı
göndermesinden sonra, Nebi (a.s.)'ın hanımlarının hac yapmalarını
delil getirmişlerdir. Osman (r.a.); "Rasulullah'ın hanımları
develerin üzerindeki tahtalarda (devenin üzerinde, insanların
bindiği yer) oldukları halde, kimse onlara yaklaşmasın ve bakmasın,"
dedi.
Kadın, emre muhalefet ederek, yanında kocası ve mahremi olmadan
haccederse, haccı sahih olur.
Sübülüs-Selam'da geçtiğine göre, İbn Teymiyye şöyle demiştir:
"Yanında mahremi olmayan kadının ve gücü yetmeyen kişinin
haccı sahih olur."
Hülasa, hasta, fakir, halsiz, yolu kesilmiş, kişiler ile mahreminin
bulunmaması ve diğer özürler sebebiyle gücü yetmediğinden kendisine
hac gerekmeyen kişi, şayet hacdaki büyük topluluğa katılma zahmetine
katılırsa, yaptığı bu hacc ona kifayet eder. Böyle kişilerden,
yürüyüp hacca giderek sevap kazananlar olduğu gibi, dinlenenler
ve mahremsiz olarak hacca giden kadınlar gibi günah kazananlar
da vardır. Şüphesiz yaptıkları hacc kendilerine kifayet eder.
Çünkü hacca gitmeye tam olarak ehildirler. Eğer günah işlenmişse,
bu günah, haccın kendisinde değildir, hacc yolunda işlenmiştir.
Muğni kitabında şöyle geçmektedir:"Gücü olmayan kişi, meşakkate
göğüs gerip de azık ve yol vasıtası olmadan yürüyerek hacc yaparsa,
haccı sahih olup, ona kifayet eder."
Kadının Kocasından İzin İstemesi
Kadının, farz olan haccı yapmaya çıkarken kocasından izin istemesi
müstehabdır. Eğer izin verirse çıkar, şayet izin vermezse izinsiz
olarak çıkar. Çünkü erkeğin, kadının farz olan haccını engelleme
hakkı yoktur. Hacc bir ibadet olup, bu kadına vacip olmuştur.
Yaratıcıya karşı gelinerek, yaratılmışlara itaat edilemez. Yine
kadının, namazı ilk vaktinde kılması hakkı olduğu gibi, hacc borcundan
kurtulmaya acele etme hakkı da vardır. Erkeğin bunu engelleme
yetkisi yoktur. Adak hacc da farz olan hacc gibidir. Çünkü farz
hacc gibi onun da eda edilmesi gerekmektedir.
Nafile hacca gelince; koca, karısını nafile hacdan engelleyebilir.
Çünkü Darekutni'nin İbn Ömer (r.a.)'den onun da Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem'den rivayet ettiğine göre, kocası ve malı olduğu
halde hacca gitmeye kocasının izin vermediği bir kadın hakkında
Rasulullah şöyle buyurdu: "Kocasının izni olmadan o kadın
yola çıkamaz."
|